alihan 的个人资料ALİHAN BOZKURT照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
4月16日 NEDEN Mİ SENAyaz vuruyor yüreğime,üşüyorum.Biliyorum senin şehrin sıcak ama bu kez değil sevgili bu kez değil.Ayrılığın bu kadar üşütücü olacağını söyleseler inanmazdım bak buz kestim karşında kımıldayamıyorum.Bundan sonra ayaz olacak tüm geceler benim şehrimde.Isıtmayacak ellerimi yüreğimi kimse ve hiç birşey.Sen sıcacık şehrinde sıcak tut yüreğini.Ama yaralama kimseyi emi.
Bu sana son mektubum... Geldiğim gibi sessizce giderim demiştim ya sana, o kadar sessizlik sinmedi içime.Benden ne bırakabildim sana, ne kattım yaşantına bilmem ama cümlelerim kalsın istedim.Ta bi sen istersen belki yırtıp atacaksın belki de gözünün ilişmeyeceği bir yerde saklayacaksın bilmiyorum.Yazıyorum yine de bunlar seni seven bir kadının cümleleri ,bunlar ayrılığı içine sindirmeye çalışan içimdeki küçük çocukların sözleri sadece dinle. Gideceğimi anlamadığını biliyorum kim gideceği akşam böylesi sarılır ki sevdiğine,kim öpücüklere boğar, kim sözleriyle sarmalar ki.Benden başka bir deli yapmazdı zaten.İstedim ki son gecem güzel geçsin, ilerde hatırına düştüğümde istedim ki hüzünle anma beni Deliydi de geç git. Az önce parmak uçlarımda sessizce ilerleyerek balkona çıktım, senden önce sana ait bu şehirle vedalaşmalıydım.Bir sigara yaktım ,biliyorum bırakacağıma söz vermiştim şu mereti ama ben sözlerimi tutamadım sevgili.Ben bana verdiğim sözleri bile tutamadım ki ağlamayacaktım sözde ama bak tutamadım işte. Tutunamadım.... Gözyaşlarımı silip yanına uzandım bir müddet ,o kadar güzeldin ki uyurken yüzünde dans eden gölgeleri bile kıskanacağım kadar güzel.Yüzünde belli belirsiz gülümseme.Gülmek bu kadar mı yakışır bir surete. Gelsem dokunsam dedim ,sıkıca sarılsam.Gidiyorum ,kalk beni durdur diye sarssam yapamadım Yalpaladım Eşyalarımı toparladım sonra ve şimdi oturmuş sana bunları yazıyorum.Gidişime anlam veremeyeceksin belki.Sabah uyandığında ben yerine bir kağıt parçasına sarılacaksın.Ve bu mektubun sonuna gelene kadar anlamayacaksın. Tökezledim işte.yapabilirim sandım.Sevgim ikimize yeter dedim.Oysa olmazmış tek taraflı yaşanmazmış aşk..O şarkıdaki gibi “ne sevdiğin belli ne sevmediğin” derken yara almışım yaralanmışım.Belki yarın diye aldanmışım kendimi aldatmışım Yarın belki derken yarınları tükettim. Yanıldım. Kaderim dediğim sevgili.Bir gece ansızın karşımda bulduğum ve bir sabah yitirdiğim seni yeniden karşıma çıkaran kaderdi öyle inandırmıştı çocuk yanım beni işte.Yine bir guzel akşamı tanişmıştık ve yine öyle bakakalmıştık.Ve şimdi yine soğuk bir ruzgar sabahı çıkıyorum hayatından.Açi tekerrürden ibaret dedikleri bu olmalı komik geliyor ama gülemiyorum Şimdi çıkacağım bu kapıdan seni ardımda bırakacağım.Her zaman ıkına sıkına gittiğim terminale gideceğim koşar adım.Tüm yollara dinamitler yerleştirip her geçişimde patlatacağım.Dönülecek yol kalmayacak sana çıkmayacak artık yollar.Gurursuzca sana her gelişime şahitlik etmeyecek hiç kimse.Kimse acıyarak bakmayacak yüzüme Gidiyorum,arkamdan su dökemeyeceksin Ve ben dönmeyeceğim bir daha Ardımdan gözyaşlarıma bahane yağmurlar yağmayacak Senin şehrin sıcak Biliyorum Sevgili biliyorum Yolum açık olmayacak Hoşça kal bulup bulup yitirdiğim sevgili Hoşça kal yüreğimdeki deli esinti Hoşçakal zorlu sevdam Sensizlik kolay olmayacak….. ![]() 3月20日 OKUMANIZI TAVSİYE ERERİM
'Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşamüstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşa bileceğimiz, omuzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu? Değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlaya biliyor muyuz? Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? Karşımıza zamansız çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katmıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskimeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir. Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları ''BIRGÜN'' geçmişte kalmıştır; oysa, hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığımız, omuzunuzun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boş verip ''Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıma çıkar '' dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O, boş yere bu sokaklarda aranırsınız... Murathan MUNGAN 3月18日 Talking about WALL-E
Quote WALL-E Talking about Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull
Quote Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull 3月5日 Konuşulan konu SELDA HANIMA KATKILARINDAN DOLAYI TEŞEKKÜRLER
Alıntı SELDA HANIMA KATKILARINDAN DOLAYI TEŞEKKÜRLER 3月2日 Konuşulan konu 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
Alıntı 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ 2月18日 ULAŞAMADIĞIM KADINIMAHoş geldin kadınım benim, hoş geldin, yorulmuşsundur;
NAZIM HİKMET RAN 1月28日 BULUNMUYACAK TEK ŞEY. Okullar kapanmak üzere olduğundan,spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lükssayılmazdı ama, küçük bir dükkân için yeterliydi.Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle... Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan dışarı fırlayıp: - "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir hârika!" Çocuk, ona dönerek: - "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir bacağım doğuştan eksik". - "Bence önemli değil!" diye atıldı adam. "Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı veya vicdanı." Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü: - "Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi." Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp: - "Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?" - "Çok basit!" dedi, adam. "Eğer yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..." Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işâret ederek: - "Baktığın ayakkabı, sana yakışır!" dedi. "Denemek ister misin?" Çocuk, başını yanlara sallayıp: - "Üzerinde 30 lira yazıyor" dedi, "Almam mümkün değil ki!" - "İndirim sezonunu senin için biraz öne alırım!" dedi adam, "Bu durumda 20 liraya düşer. Zâten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder." Çocuk biraz düşünüp: - "Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!" dedi, "Onu kimalacak ki?" - "Amma yaptın ha!" diye güldü adam. "Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım."Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek: - "Üstelik de öğrencisin değil mi?" diye sordu. - "İkiye gidiyorum!" diye atıldı çocuk, "Üçe geçtim sayılır." - "Tamam işte!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zâten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!" Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek - "Benim satış işlemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun olurum." - "Şaka mı yapıyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?" - "Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş..." dedi adam, "Antika eşyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder. " Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rûyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rûya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek: - "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini başlattınız ya!" Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip: - "Babam haklıymış!" dedi. "Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok! demişti." * Her Rüzgar Savuracak Bir Toz bulur, * Her Hayat Yaşanacak Bir Can Bulur, * Her Umut Gerçekleşecek Bir Düş Bulur * Bulunmayacak Tek Şey Senin Benzerindir 1月24日 Affet BabacığımEvliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve ‘Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak’ diyerek rest çekti. Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala onu ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı. Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can ‘Baba ben de seninle gelmek istiyorum’ diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik can sürekli babasına ‘Baba nereye gidiyoruz ?’ diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı. En son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi. Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı. Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can’ın elini tutup hızla barakayı terk etti. Arabaya bindiler. Can yol çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can ‘Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim’ diye sorunca Dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında ‘Beni affet baba’ diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu ‘Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet’ diye hatasını belli ediyordu.. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu… ‘Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyor. 1月12日 Talking about can yucel
Quote can yucel 6月2日 4 KAPITASAVVUF VE MEVLANA
ÖGRETİ OLARAK BU KAPILAR BİRER BİRER GEÇİLEREK HAKİKATE ULAŞILIR. ÖGRENCİLERİNDEN BİRİ MEVLANAYA SORMUŞ. ''EFENDİM BU DÖRT KAPI MES'ELESİNİBEN PEK ANLAYAMIYORUM.BANA ANLAYACAĞIM BİR LİSANDA ANLATIRMISIN. ''ŞİMDİ BAK KARŞI MEDRESEDE DERSİNİ ÇALIŞAN DÖRT KİŞİ VAR.HEPSİ RAHLERİNE EGİLMİŞ. SEN GİT HEPSİNİN ESESİNE BİR ŞAMAR AT SONRA GEL SANA ANLATIYIM. ADAM GİTMİŞ BİRİNCİSİN ENSESİNE BİR TOKAT ATMIŞ.TOKATI YİYEN DERHAL AYAĞA KALKIP ARKASINI DÖNMÜŞ VE DAHA KUVETLİ BİR TOKATLA MEVLANANIN ÖĞRENCİSİNİ YERE YIKMIŞ ÖĞRENCİ GERİ DÖNECEK AMA HOCASINA İTAAT VAR. YARADANA GÜVENİP İKİCİNYE BİR TOKAT ATMIŞ.O DA DERHAL AYAĞA KALMIŞ ELİNİ KALDIRMIŞ TOKATIVURACAKKEN VAZGEÇİP YERİNE OTURMUŞ. ÖĞRENCİ ÜÇÜNCÜ KİŞİYEDE KOCA BİR ŞAMAR PATLATMIŞ.ÜÇÜNCÜ KİŞİ SADECE KAFASINI ÇEVİRİP BAKMIŞ VESONRADA ÇALIŞMASINA DEVAM ETMİŞ. DÖRDNCÜSÜ DE TOKATI YEMESİNE RAĞMEN HİÇ UMRUNDA OLMADAN ÇALIŞMASINA DEVAM ETMİŞ.
5月30日 DUA 2BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ; Bugüne kadar yapmış oldugum hatalar için karamsarlığa düşmeyim. Herşeyden aklanmış olarak yaşamıma yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim. BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ; Düşünebildiğim, yargılayabildiğim, inandıgım, kahrolduğum, varolduğum şu anda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim. BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ; Yıllar sonra beni hatırlayanlar: ''Hekese iylik eden, tüm insanları seven, o düzeyde sevilen bir kişiydi...''diye konuşsunlar ve ben de huzur içinde olabileyim. BANA ÖYLE BİR İRADE VER Kİ; Bir gün yenilip, içimdeki şeytanın kurallarına doğru yönelirsem; bu bir düşünce ise düşüncemi, bu bir adım ise ayagımı, bu uzanma ise elimi durdurabileyim. BANA ÖYLE BİR SABIR VER Kİ; Sükuneti bulayım, durubileyim, düşünebileyim..... Alıntı gvz
5月26日 DUA 1BANA ÖYLE BİR GÖNÜL VER Kİ` Bir kurukuşun tepe noktsasında yetkili olsam bile,bunu asla başka şekilde kullanmayım. Günlük yaşamda'ben'yerine,daha çok 'sen'sözcüğünü kullanabileyim... BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ' Sonsuz bir hazine gibi bitmesin,çoğalsın daha da sevdikçe, doldursunsarsın çevremi.Hatta düşmanlarımıda sevebilmeliyim..... BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ' Herkesten daha çok çalışabileyim,yenik düşmeyeyimdoğanın koşullarına,eşim ve çoçuklarımı da mutlu et ki,mutluluğu başkalarına da götürebileyim... BANA ÖYLE BİR SAGLIK VER Kİ' Düşünebileyim,konuşabileyim... BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ' İbadet edebileyim,iylik etmeyi ve sevinçten bugulanmış gözlerle ;''bir sey yapmadım, anımsamıyorum...''diyebileyim. BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ' İyi bir eş baba anne,iyi komşu,iyi arkadaşiyi vatandaş, iyi kul olabileyim. DEVAMI VAR |
|
|