alihan 的个人资料ALİHAN BOZKURT照片日志列表更多 工具 帮助
4月16日

NEDEN Mİ SEN

 
 
 
 
Ayaz vuruyor yüreğime,üşüyorum.Biliyorum senin şehrin sıcak ama bu kez değil sevgili bu kez değil.Ayrılığın bu kadar üşütücü olacağını söyleseler inanmazdım bak buz kestim karşında kımıldayamıyorum.Bundan sonra ayaz olacak tüm geceler benim şehrimde.Isıtmayacak ellerimi yüreğimi kimse ve hiç birşey.Sen sıcacık şehrinde sıcak tut yüreğini.Ama yaralama kimseyi emi.
Bu sana son mektubum... Geldiğim gibi sessizce giderim demiştim ya sana, o kadar sessizlik sinmedi içime.Benden ne bırakabildim sana, ne kattım yaşantına bilmem ama cümlelerim kalsın istedim.Ta bi sen istersen belki yırtıp atacaksın belki de gözünün ilişmeyeceği bir yerde saklayacaksın bilmiyorum.Yazıyorum yine de bunlar seni seven bir kadının cümleleri ,bunlar ayrılığı içine sindirmeye çalışan içimdeki küçük çocukların sözleri sadece dinle.

Gideceğimi anlamadığını biliyorum kim gideceği akşam böylesi sarılır ki sevdiğine,kim öpücüklere boğar, kim sözleriyle sarmalar ki.Benden başka bir deli yapmazdı zaten.İstedim ki son gecem güzel geçsin, ilerde hatırına düştüğümde istedim ki hüzünle anma beni Deliydi de geç git.

Az önce parmak uçlarımda sessizce ilerleyerek balkona çıktım, senden önce sana ait bu şehirle vedalaşmalıydım.Bir sigara yaktım ,biliyorum bırakacağıma söz vermiştim şu mereti ama ben sözlerimi tutamadım sevgili.Ben bana verdiğim sözleri bile tutamadım ki ağlamayacaktım sözde ama bak tutamadım işte. Tutunamadım....

Gözyaşlarımı silip yanına uzandım bir müddet ,o kadar güzeldin ki uyurken yüzünde dans eden gölgeleri bile kıskanacağım kadar güzel.Yüzünde belli belirsiz gülümseme.Gülmek bu kadar mı yakışır bir surete. Gelsem dokunsam dedim ,sıkıca sarılsam.Gidiyorum ,kalk beni durdur diye sarssam yapamadım Yalpaladım

Eşyalarımı toparladım sonra ve şimdi oturmuş sana bunları yazıyorum.Gidişime anlam veremeyeceksin belki.Sabah uyandığında ben yerine bir kağıt parçasına sarılacaksın.Ve bu mektubun sonuna gelene kadar anlamayacaksın. Tökezledim işte.yapabilirim sandım.Sevgim ikimize yeter dedim.Oysa olmazmış tek taraflı yaşanmazmış aşk..O şarkıdaki gibi “ne sevdiğin belli ne sevmediğin” derken yara almışım yaralanmışım.Belki yarın diye aldanmışım kendimi aldatmışım Yarın belki derken yarınları tükettim. Yanıldım.
Kaderim dediğim sevgili.Bir gece ansızın karşımda bulduğum ve bir sabah yitirdiğim seni yeniden karşıma çıkaran kaderdi öyle inandırmıştı çocuk yanım beni işte.Yine bir guzel akşamı tanişmıştık ve yine öyle bakakalmıştık.Ve şimdi yine soğuk bir ruzgar sabahı çıkıyorum hayatından.Açi tekerrürden ibaret dedikleri bu olmalı komik geliyor ama gülemiyorum

Şimdi çıkacağım bu kapıdan seni ardımda bırakacağım.Her zaman ıkına sıkına gittiğim terminale gideceğim koşar adım.Tüm yollara dinamitler yerleştirip her geçişimde patlatacağım.Dönülecek yol kalmayacak sana çıkmayacak artık yollar.Gurursuzca sana her gelişime şahitlik etmeyecek hiç kimse.Kimse acıyarak bakmayacak yüzüme
Gidiyorum,arkamdan su dökemeyeceksin

Ve ben dönmeyeceğim bir daha

Ardımdan gözyaşlarıma bahane yağmurlar yağmayacak Senin şehrin sıcak
Biliyorum Sevgili biliyorum

Yolum açık olmayacak

Hoşça kal bulup bulup yitirdiğim sevgili
Hoşça kal yüreğimdeki deli esinti

Hoşçakal zorlu sevdam

     Sensizlik kolay olmayacak…..
 
 
 
 
3月20日

OKUMANIZI TAVSİYE ERERİM

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

d351351351xl7BİR DOSTUM BİR ARKADAŞIM ÇOK GÜZEL BİR YAZI GÖNDERMİŞİN TEŞEKKÜRLER

'Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşamüstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl  konuşa bileceğimiz, omuzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu? Değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlaya biliyor muyuz? Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? Karşımıza zamansız çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katmıyor muyuz?    Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskimeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir. Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları ''BIRGÜN'' geçmişte kalmıştır; oysa, hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığımız, omuzunuzun  üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boş verip ''Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıma çıkar '' dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O, boş yere bu sokaklarda aranırsınız... Murathan MUNGAN

3月18日

Talking about WALL-E

 

Quote

WALL-E

WALL-E
The year is 2700. WALL*E, the last remaining robot on Earth, spends every day doing what he was built for. But soon, he will discover what he was meant for.

Talking about Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull

 

Quote

Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull

Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull
The man with the whip returns at last! Watch the trailer for the fourth Indiana Jones movie
3月5日

Konuşulan konu SELDA HANIMA KATKILARINDAN DOLAYI TEŞEKKÜRLER

 

Alıntı

SELDA HANIMA KATKILARINDAN DOLAYI TEŞEKKÜRLER
MENEKŞE
SELDA HANIMIN SAYFAMIZA YAPTIĞI KATKILAR İÇİN TEŞŞEKKÜR EDERİZ.1kadin01 
Kadınlarımızı bir güne sığdıran bu yabancı anlayışına her zaman isyan etmişimdir.Oysa bizi doğuran,bizi emziren,bize yol gösteren kadınlarımızı bir gün anmak yetermi dostlar.Bende bu duygularımı affınıza sığınarak yazdığım bu şiirde bir nebze anlatmaya çalıştım.TÜM KADINLARIMIZIN ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUM

KADINLARIMIZ

KADINLAR VARDIR ELLERİ KALEM TUTAN
KADINLAR VARDIR TARLADA ÇAPA YAPAN
KADINLAR VARDIR OCAK BAŞINDA YUFKA AÇAN
8 MART’a SIĞARMI KADINLARIMIZIN GÜNÜ


KADINLAR VARDIR GÖKYÜZÜNDE TÜL GİBİ
KADINLAR VARDIR AÇAR GÖNÜLDE GÜL GİBİ
KADINLAR VARDIR DALGALANIR OKYANUS GİBİ
8 MART’a SIĞARMI KADINLARIMIZIN GÜNÜ


KADINLAR VARDIR ANA OLUR,BACI OLUR,YAR OLUR
KADINLAR VARDIR EVLİ OLUR,BEKAR OLUR,DUL OLUR
KADINLAR VARDIR GÖKYÜZÜNDE KARTAL OLUR
8 MART’a SIĞARMI KADINLARIMIZIN GÜNÜ


KADINLAR VARDIR OVA OLUR DAĞ OLUR
KADINLAR VARDIR ÜZÜM VEREN BAĞ OLUR
KADINLAR VARDIR YEDİ VEREN GÜL OLUR
8 MART’a SIĞARMI KADINLARIMIZIN GÜNÜ


KADINLAR VARDIR TARLALARDA DOĞURUR
KADINLAR VARDIR ORAK BİÇER, HAMUR YOĞURUR
KADINLAR VARDIR VATANI UĞRUNA ÖLÜR
8 MART’a SIĞARMI KADINLARIMIZIN GÜNÜ


İLHAN DERKİ KADINLARIMIZI ÇOK SEVELİM
SEVELİMDE SEVGİSİNİDE BİLELİM
TUTALIM ELLERİNİ SAYGIYLA ÖPELİM
8 MATR’a SIĞARMI KADINLARIMIZIN GÜNÜ 

                                                 İlhan BAKKAL

3月3日

http://www.ucansupurge.org

 
 
 
 
 
cocukgelinler-projeerkenevlilik01festivalkadin2004kadin2007
 
UÇAN SÜPÜRGE KADIN HABER SİTESİ
3月2日

Konuşulan konu 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

 

Alıntı

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
Ev sahibi: ALİHAN
Tarih ve saat: 20 Mart 2008 Perşembe saat 22:00
Konum adı: www.alihanbozkurt.spaces.com
Bu olayı Windows Live'da göster
2月18日

ULAŞAMADIĞIM KADINIMA

 

kirmizi_gul

Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin, yorulmuşsundur;
Nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
Ne gül suyum, ne gümüş leğenim var, susamışsındır;
Buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim, acıkmışsındır;
Beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam,
Memleket gibi yoksuldur odam.


Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin,
Ayağını basdın odama,
Kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi,
Güldün, güller açıldı penceremin demirlerinde,
Ağladın, avuçlarıma döküldü inciler,
Gönlüm gibi zengin,
Hürriyet gibi aydınlık oldu odam.



Hoş geldin, kadınım benim, hoş geldin...

 

NAZIM HİKMET RAN

1月28日

BULUNMUYACAK TEK ŞEY

. Okullar kapanmak üzere olduğundan,spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lükssayılmazdı ama, küçük bir dükkân için yeterliydi.Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle...

Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola
koyulduğunda, adam dükkândan dışarı fırlayıp:
- "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabı almayı düşündün
mü? Bu seneki modeller bir hârika!"

Çocuk, ona dönerek:

- "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama
benim bir bacağım doğuştan eksik".

- "Bence önemli değil!" diye atıldı adam. "Bu dünyada
her şeyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik,
kiminin de bacağı. Kiminin de aklı veya vicdanı."

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı
sürdürdü:

- "Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik
olsa idi."

Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru
yaklaşıp:

- "Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?"
- "Çok basit!" dedi, adam. "Eğer yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..."

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işâret ederek:

- "Baktığın ayakkabı, sana yakışır!" dedi. "Denemek ister misin?"
Çocuk, başını yanlara sallayıp:
- "Üzerinde 30 lira yazıyor" dedi, "Almam mümkün değil ki!"

- "İndirim sezonunu senin için biraz öne alırım!" dedi adam, "Bu durumda 20 liraya düşer. Zâten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder."
Çocuk biraz düşünüp:
- "Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!" dedi, "Onu kimalacak ki?"
- "Amma yaptın ha!" diye güldü adam. "Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım."Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:
- "Üstelik de öğrencisin değil mi?" diye sordu.

- "İkiye gidiyorum!" diye atıldı çocuk, "Üçe geçtim sayılır."
- "Tamam işte!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zâten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!"

Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek

- "Benim satış işlemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun olurum."
- "Şaka mı yapıyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?"
- "Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş..." dedi adam,
"Antika eşyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.
" Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rûyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rûya. Adamın, heyecandan
terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:
- "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim
mevsimini başlattınız ya!"
Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu.
Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu.
Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
- "Babam haklıymış!" dedi. "Sakat olduğum için
üzülmeme hiç gerek yok! demişti."
* Her Rüzgar Savuracak Bir Toz bulur,
* Her Hayat Yaşanacak Bir Can Bulur,
* Her Umut Gerçekleşecek Bir Düş Bulur
* Bulunmayacak Tek Şey Senin Benzerindir
1月24日

Affet Babacığım

Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve ‘Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak’ diyerek rest çekti.

Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala onu ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı. Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can ‘Baba ben de seninle gelmek istiyorum’ diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.

Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik can sürekli babasına ‘Baba nereye gidiyoruz ?’ diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı. En son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi. Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı. Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can’ın elini tutup hızla barakayı terk etti.

Arabaya bindiler. Can yol çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can ‘Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim’ diye sorunca Dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında ‘Beni affet baba’ diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu ‘Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet’ diye hatasını belli ediyordu.. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu…

‘Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyor.

1月12日

Talking about can yucel

 

Quote

can yucel

kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu

o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.

dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
yaralamasaydı eğer.

su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

o büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

o kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

ıssız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
dereceden failidir"
denmeseydi eğer.

gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
tutmak isterse...

evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!

can yücel

6月2日

4 KAPI

TASAVVUF VE MEVLANA

  1. ŞERİAT KAPISI
  2. TARİKAT KAPISI
  3. MARİFET KAPISI
  4. HAKİKAT KAPISI

ÖGRETİ OLARAK BU KAPILAR BİRER BİRER GEÇİLEREK HAKİKATE ULAŞILIR.

ÖGRENCİLERİNDEN BİRİ MEVLANAYA SORMUŞ.

''EFENDİM BU DÖRT KAPI MES'ELESİNİBEN PEK ANLAYAMIYORUM.BANA ANLAYACAĞIM BİR LİSANDA ANLATIRMISIN.

''ŞİMDİ BAK KARŞI MEDRESEDE DERSİNİ ÇALIŞAN DÖRT KİŞİ VAR.HEPSİ RAHLERİNE EGİLMİŞ. SEN GİT HEPSİNİN ESESİNE BİR ŞAMAR AT SONRA GEL SANA ANLATIYIM.

ADAM GİTMİŞ BİRİNCİSİN ENSESİNE BİR TOKAT ATMIŞ.TOKATI YİYEN DERHAL AYAĞA KALKIP ARKASINI DÖNMÜŞ VE DAHA KUVETLİ BİR TOKATLA MEVLANANIN ÖĞRENCİSİNİ YERE YIKMIŞ

ÖĞRENCİ GERİ DÖNECEK AMA HOCASINA İTAAT VAR.

YARADANA GÜVENİP İKİCİNYE BİR TOKAT ATMIŞ.O DA DERHAL AYAĞA KALMIŞ ELİNİ KALDIRMIŞ TOKATIVURACAKKEN VAZGEÇİP YERİNE OTURMUŞ.

ÖĞRENCİ ÜÇÜNCÜ KİŞİYEDE KOCA BİR ŞAMAR PATLATMIŞ.ÜÇÜNCÜ KİŞİ SADECE KAFASINI ÇEVİRİP BAKMIŞ VESONRADA ÇALIŞMASINA DEVAM ETMİŞ.

DÖRDNCÜSÜ DE TOKATI YEMESİNE RAĞMEN HİÇ UMRUNDA OLMADAN ÇALIŞMASINA DEVAM ETMİŞ.

 

5月30日

DUA 2

BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ;

Bugüne  kadar  yapmış  oldugum  hatalar  için  karamsarlığa  düşmeyim.  Herşeyden  aklanmış  olarak  yaşamıma  yeniden  başlamak  üzere  bağışlanabileceğimi  bileyim.

BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ;

Düşünebildiğim,  yargılayabildiğim,  inandıgım, kahrolduğum,  varolduğum  şu  anda  bu  sözleri  söyleyebildiğim  için  şükredebileyim.

BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ;

Yıllar  sonra  beni  hatırlayanlar:  ''Hekese   iylik   eden,  tüm  insanları  seven,  o  düzeyde  sevilen  bir  kişiydi...''diye  konuşsunlar  ve  ben  de  huzur  içinde  olabileyim.

BANA ÖYLE BİR İRADE VER Kİ;

Bir  gün  yenilip,  içimdeki  şeytanın  kurallarına  doğru  yönelirsem;  bu  bir  düşünce  ise  düşüncemi,  bu  bir  adım  ise  ayagımı,  bu  uzanma  ise  elimi  durdurabileyim.

BANA ÖYLE BİR SABIR VER Kİ;

Sükuneti  bulayım,  durubileyim,  düşünebileyim.....

                                                                                                                          Alıntı gvz

 

5月26日

DUA 1

BANA ÖYLE BİR GÖNÜL VER Kİ`

Bir kurukuşun tepe noktsasında yetkili olsam bile,bunu asla başka şekilde kullanmayım.

Günlük yaşamda'ben'yerine,daha çok 'sen'sözcüğünü kullanabileyim...

BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ'

Sonsuz bir hazine gibi bitmesin,çoğalsın daha da sevdikçe, doldursunsarsın çevremi.Hatta düşmanlarımıda sevebilmeliyim.....

BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ'

Herkesten daha çok çalışabileyim,yenik düşmeyeyimdoğanın koşullarına,eşim ve çoçuklarımı da mutlu et ki,mutluluğu başkalarına da götürebileyim...

BANA ÖYLE BİR SAGLIK VER Kİ'

Düşünebileyim,konuşabileyim...

BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ'

İbadet edebileyim,iylik etmeyi ve sevinçten bugulanmış gözlerle ;''bir sey yapmadım, anımsamıyorum...''diyebileyim.

BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ'

İyi bir eş baba anne,iyi komşu,iyi arkadaşiyi vatandaş, iyi  kul olabileyim.

DEVAMI VAR

                                                                             http://spaces.msn.com/members/alihanbozkurt